Dilek Duası  

Go Back   Dilek Duası > DİNİMİZ İSLAM > Hurafeler Ve Batıl İnançlar

Medyum Burak
Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Çokilginç Batıl İnançlar nurcann Hurafeler Ve Batıl İnançlar 4 24-03-14 19:16
İnançlar Ve İnsan Konusu nurcann Farkındalık Ve Bilinçaltı Konuları 5 10-12-11 01:50
Enyaygın Olan Batıl İnançlar nurcann Hurafeler Ve Batıl İnançlar 3 30-11-11 04:33
Evlenecek Kız Batıl İnaçları nurcann Hurafeler Ve Batıl İnançlar 3 30-11-11 04:33
Hamile Batıl İnançları nurcann Hurafeler Ve Batıl İnançlar 3 30-11-11 04:32

Yeni Konu aç Cevapla
Seçenekler Stil
Okunmamış 25-11-11, 01:38   #1 (permalink)
ÖZEL ÜYE
 
nurcann - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16-08-11
Mesajlar: 4.222
Konular: 1644
nurcann is on a distinguished road
Standart İslamda Batıl İnançlar

reklam alan
İslamda Batıl İnançlar

islamda batıl inanç ve hurafelere genel bakıştır sevgili dilekduasi.com üyeleri

Kur'ân-ı Kerîm'de geçen âyet-i kerîmelerin hepsi Hak'tan*dır ve haktır ve bunlar birbirinden ayrılamaz bir bütün teşkil et*mektedirler. Bu sebepledir ki, Kur'ân-ı Kerîm'in hakkaniyetine, O'nun Allah kelâmıve Hz. Peygamber'e indirilmişbir kitap ol*duğuna delalet eden bütün delillerin Kur'ân'ın her bir âyetine de delil olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır.

İslâm düşmanı itirazcılar şöyle diyorlar: "islâm'da boş inanç(hurafe) yoktur" derler. Oysa var, işte örnek: İslâm'da büyüve büyünün tesirinin gerçek olduğuna inanılmaktadır. Sonra da büyü ile alâkalı Bakara sûresinin 102. âyetini ve Sahih-i Buharî'de Hz. Âişe (r.anha)'den rivayet olunan hadis-i şerifi zikrediyorlar ve şöyle diyorlar: "işte bu âyet ve hadislere da*yanılarak, İslâm ulemasının cumhurunca büyünün etkisinin gerçek olduğu savunulur."


BÜYÜ-SİHİR ve HURAFE NE DEMEKTİR?

Onların itiraz ve iddialarına cevap vermeden önce büyü, sihir ve hurafe kelimelerinin ifade ettikleri manalar üzerinde duralım.

Sihir-Büyü: Gizli, ince, anlaşılması güç olay, aldatma, gözbağcılık, haktan uzaklaştırma, hakkı bâtıl, bâtılı hak göster*me gibi manalar ifade etmekte olup, bir kaç çeşidi vardır.

a) Güçlü ruh sahiplerinin yaptığı iddia edilen büyüler. İn*san ruhunun temizlenmesiyle bazı güçler kazanacağına, kendi bedenlerinde olduğu gibi başkalarının bedenlerinde de tesir ya*pabileceğine inananlar, başka varlıkları buyruk altına alabilmek için uzlete çekilir, çeşitli riyazetler yaparlar.

b) Cinlerden faydalanılarak yapılan büyüdür. Yaptığı tılsım*larla kötü cinleri veya ervah-ı habîseyi tesiri altına alabilen kişi*ler istediklerine kötü şeyler yaptırır, aklını çeldirir, sağlığını bo*zar, vb... Burada büyünün kötütesirini yapan cinlerdir. Büyülenmiş kişi cinlerin tesiri altına girer.[1] Bu durumdaki biri*ne "mecnun" denir. Manası: "Cinlere yenik düşmüşkişi" de*mektir.

Cin; kapalı, görülmeyen demektir. Ama zâtından değil de, bizim için kapalı, görülmeyen veya akla kapalı demektir.

Cinnet kelimesi ise deli olma hali; cinn de (Allahu âlem) bütün bu işlerde bilinen, görünen âmil (yani sebepler planında zahirîâmil) ve bu işe sebebiyet veren faktördür.[2]

İşte yukarıda belirtildiği gibi sihir; hakikati ve gerçekleri olan bir fiildir. Hurafe ise; uydurma, batıl inanç, efsane veya gerçek olmayan şeylere inanma manasına geldiğinden sihir ile hurafe arasındaki fark; gerçekle yalan arasındaki fark gibi ke*sin ve belirgindir.

c) Yalanı gerçek, gerçeği yalan gösterme ve aldatma ma*nasına gelen sihirdir ki, gözbağcılık denilen, el çabukluğuyla yaptığını gözlerden kaçırmak ve yaldızlı sözlerle kulakları avut*maktır.[3]

İşte bu manaya gelen sihir kelimesinin gölgesinde veya bu mananın gölgesine sığınarak, gerçekliği ve hakikati olan sihiri de kabul etmemek ve tesirine inanmamak doğrusu; hakikata gözünü kapamaktan başka birşey değildir.

İlim adına konuşanlara düşen vazife, hakikatları toptan in*kâr edip görmezlikten gelme değil, bilakis esas vazifeleri mümkün ve vaki olan herşeyin, ilmin araştırma alanına gireceğini kabul ederek, meseleyi tetkik etmeleridir.

Vakıaları görmezlikten gelmenin kimseye fayda getirmeye*ceği ve bu davranışın da gerçeklikle uzaktan yakından bir ala*kasının bulunmadığı herkesin malumudur. Bütün ilimler ve âlimler adına konuşuyor gibi meseleyi toptan ikaz etmek veya "bilimde yeri yoktur! Bunlar hurafedir!" gibi laflar ise ilme zıt bir peşin fikirliliğin ifadesi bir cesaret işidir!!!

Bu ön bilgi ve fikirden sonra, cinlerin bu tür sihir işlerinde kullanılabilmesi ve tesirlerinin gerçekliği üzerinde duralım.


CİNLER HASTALIKLARA SEBEP OLABİLİR Mİ?

Cinler maddeye nüfuz edebilecek mahiyette varlıklardır. "Cin şudur" diyemiyorsak da tesir ve nüfuz kabiliyetine sahip varlıklar olduğu açıktır. En basit misaliyle, röntgen şuaları insan bedeninde rahatlıkla yer alabiliyor ve belli ışın çeşitleri maddeyi eritip yapısını değiştirebiliyorsa, bu ışınlardan daha latif olan cinler insan bedenine nasıl nüfuz edemesin ki!... Evet cinler in*sanın fizyolojik yapısına tesir edip, çeşitli zararlara yol açabilir, damarlara ve beynin merkezî noktalarına müdahale edebilir*ler.[4]

Demek oluyor ki başta şeytan olmak üzere cin taifesinin insanlara zarar verebilecek şekilde yaklaşıp maddî-manevî tah*ribatlara yol açabilmeleri mümkündür.

Söz sultanıEfendimiz (sav)'in ifadesi ile "Şeytan insanların kanının dolaştığı yerde dolaşır."[5] İnsan için alyuvar ve akyu*var gibidir.


EFENDİMİZE (sav) BÜYÜYAPILMIŞMIDIR?

Efendimiz'in Sihre Galebesi

Büyü yoktur, inanmam, diyenlerin bir kısmı meseleyi dinî menşeli görüp, küfrün muktezası olarak reddeden inkarcılardır. Diğer kısmı ise hiçokumamış, duymamış ve dünyada olup bi*tenlerin farkına varamayanlardır.[6]

Kur'ân-ı Kerîm, karı ile kocanın arasını açan sihirden bah*setmekte ve Süleyman (as) ve Musa (as) zamanındaki sihir hadi*selerini tafsilatıyla anlatmaktadır.[7]

İkinci olarak: Bir yahudi (Lebîd İbnü-1 Esam) bizzat Efendi*miz (sav)'e sihir yapmıştı. Efendimiz (sav) belli bir ölçüde (Allah'ın müsaadesiyle ve bir hikmete binaen) tesirinde kalıp sıkıntı duy*maya başlayınca sahirin malzemeleri meleğin işaretiyle kuyu*dan çıkarılıp getirilmişti. Muavvizeteyn'in (Felâk ve Nâs Sûrele*ri) okunmasıyla da Allah (cc) tarafından tesiri yok edilmişti.[8]

Bir itirazcı, Efendimiz (sav)'e yapılan bu büyüyü kastederek "Peygamber, Felâk Sûresi'ndeki uyarıya kulak asmamış mı acaba? Sığınmamışmı? Yoksa Tanrı'ya sığınmış da büyü*nün etkisi karşısında O'nun Tanrı'ya sığınmasının etkisi birşeye yaramamış mı?" diyor. Böyle derken de şu gerçekleri gözardı ediyor:

1) Cumhur-u müfessirine göre bu sûreler Efendimiz (sav)'e yapılan sihirden sonra inmiştir. Felâk ve Nâs sûrelerinin iniş se*bebiyle ilgili rivayetler de bu görüşü desteklemektedir.[9]

2) Efendimiz (sav)'e sihir yapılmasıne O'nun Allah'a sığın*madığıne de Allah'ın O'nun bu duasını cevapsız bıraktığı ma*nasına gelmez.

Allah Resulü'nün (sav) bütün hareketlerinde, bir Ölçü ve denge vardır. O, cihanı fethedecek ordular sevkederken, bir karıncayı dahi incitmeme prensibini de daima korumuştur. Se*beplere tevessül etmiştir; ancak duayı da hiçbir zaman ihmal etmemiştir.

Gece gündüz münacat ve inleme içinde geçen bir ömür görmek isteyen, Resûlullah (sav)'ın hayatına baksın. Baksın ve insanlık, duanın ne demek olduğunu, dua etmenin adabına ve duanın insana maddî manevî kazandırdıklarını görsün, ibret al*sın. Efendimiz (sav)'in bir gün içerisinde okuduğu duaları ve is*tiğfarı merak edip araştıranlar görecektir ki; duada da O'na ulaşmak mümkün değildir. Sanki O, (sav) hayatının her ânını dua ile geçirmiş gibidir. Bir insan başka hiçbir şey yapmasa ve sadece dua etse, bir ömrü dolduran duası, ancak Allah Resûlün'den nakledilen dualar kadar olabilir. Evet, Rasûlullah (sav) aksiyon adamıydı, muhakeme insanıydı, fakat ibadet ve duada da eşi benzeri yoktu.

Efendimiz (sav)'e "O, meşhurdur" (Sihire mağlub olmuştur) demekle; "O'na sihir yapıldı da bu sihir def ve iptal edildi" demek arasında büyük fark vardır. Bu husustaki rivayetler; Efendimiz (sav)'in sihre mağlup olduğunu veya O'nun duasının icabetsiz kaldığını değil, bilakis Efendimiz (sav)'in mucizesi ola*rak sihre ve sihirbazlara galebesini haber vermektedir.

Ayrıca bu sihir, Peygamberimiz (sav)'in aklına, kalbine, iti*kadına değil, ancak beşeriyet icabı O'nun mübarek vücud-u sa*adetlerine tesir etmiştir. Bu da arız olabilecek bazı hususlardan rahatsız olması şeklindedir. İşte bu anlatılan haberler de mües*sir bir sihre karşı, bir mucizeye delalet etmektedir.

Hayata mal olmuş çok hadiseler ve misaller var ki bunların hepsi de sihirin tesirini göstermesi bakımından önemlidir. Me*selâ şu hatıra bu konuda kayda değer.

"Ben geçen yıla kadar büyü diye birşeye inanmıyordum. Derken, akrabalarımdan biri delirdi. Nöbet geldiğin*de kaskatı kesiliyor ve gözlerini bir noktaya dikiyordu. Git*mediğimiz doktor ve **** kalmadı. En son gittiğimiz yerde bu işlerle uğraşan kişi hastaya okudu ve daha başka şeyler yaptı. Dönüşte arabaya bindik ve o yakınımız hiç alışmadı*ğımız bir ses tonuyla 'Neredeyim ben, ne oldu bana? dedi. Şaştım kaldım ve ondan sonra inandım ki büyüo luyor*muş."[10]


EFENDİMİZE (sav) NİÇİN MECNUN DEDİLER?

Burada birkaç itiraza cevap vermeyi arzu ediyoruz.

İtirazcı cin çıkarma ile ilgili konulara değinerek çeşitli iddia*larda bulunuyor. "Ve demek ki Muhammed'e cinlerle çok uğraştığı ve cinlerden bilgi alma yoluna giden biri olarak görüldüğü için, inanmazlarınca 'mecnun yani cinlenmiş denmiştir" diyor.

1) Bu çeşit iddiacıların diğer sorularında da göze çarptığı gibi soruları mantıktan yoksundur. (Aslında sorulan bir soruya doğru cevabın alınabilmesi için en önemli esaslardan birisi so*runun doğru olarak sorulması gerekir.)

Siz ruh ve akıl hastası birine bin defa "akıllı" ve "âlim" deseniz, o yine gerçek manada akıllı ve âlim kabul edilemez. Aynen onun gibi, Efendimiz'in (sav) can düşmanları olan hasımlarınca O'na (haşa) "mecnun" denmesi de bir mana ifade et*mez. O'nun cinlerle uğraştığı manasına gelmez. Zaten Kur'ân-ı Kerîm bu iddiaları yalanlamaktadır. Meselâ: "O, zalimlerin se*ni dinlerken ne sebeple dinlediklerini ve konuşurken "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz!" dedik*lerini gayet iyi biliyoruz. "Bak, senin hakkında (büyülenmiş, cinne tutulmuş şekilde) nasıl misaller verdiler de doğru yol*dan saptılar" (İsrâ Sûresi, 17/47-48) demektedir. Âyet-i kerîme'de görüldüğü gibi O'na (sav) mecnun diyenlerin sapıklar olduğu be*lirtilmektedir.

"Sen öğüt ver, Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhin ne de cinlenmişsin. Senin okuduğun zikir, âlemlere öğüt*tür." (Tûr, 52/29-30)

"Rabbinin nimeti sayesinde sen cinlenmiş değilsin" (Ka*lem, 68/2) Duyurulmaktadır.

Rahmeten lil âlemin Efendimiz'e (sav) iftira atanlar iddiaları*nı ileri sürerken, iddia ettikleri mevzulara delil olması için, ha*yatının her safhası bilinen ve kaydedilmiş olan Efendimiz'in cinlerle (Risalet vazifesi dışında) uğraştığına dair birkaç misal veya delil getirmeleri gerekmez miydi?

2) İtirazcılar, asıl kaynaklara inmeden, sokaklarda dinî de*ğerleri istismar veya tezyif için satılan, ama asla Kur'ân-ı Kerîm'de ve sahih kaynaklarda (sünnette) geçmeyen duaları ve yi*ne usullerini veya sihir bozma iddialarını sanki kitap ve sünnet kaynaklı imiş gibi gösterip bunların gölgesinde İslâm'a saldır*maktadırlar.

Böyle davranmak yerine işportada satılan sihir bozma dua*larının Kur'ân'da ve sahih kaynaklarda bulunduğunun isbat edilmesi ve eğer bulunuyorsa erbabınca tecrübe edildikten son*ra fayda sağlanamadığının da isbat edilmesi gerekir ki, yapılan iddiaların bir manası ve mantığı olsun...

3) Ve yine itirazcıların dayakla cin çıkarmaya misal olarak anlattıkları hadiseleri, Kur'ân-ı Kerîm'de sahih hadis kitapların*da ve diğer sahih kaynaklarda görmüyoruz. Önce dayakla cin çıkarma yolunun İslâmî bir usul olduğunun ve bu İslamî usul uygulanarak, dayakla cin çıkarılırken ölenler olduğu yer ve za*manı gösterilerek isbat edilmesi gerekir.


HABİS RUHLARIN ve CİNLERİN ŞERRİNDEN KORUNMA

Habis ruhlardan ve cinlerin şerrinden korunmak için takip edilecek yolları şöyle özetleyebiliriz:

a) Allah (cc) ve Resûlullah (sav) ile iyi münasebet kurup, İs*lâm'ın prensiplerine uyulmalıdır.

b) Fiilîve kavlî dua ile Cenâb-ı Hakk'a (cc) iltica edilmelidir. Korunmamız hâl-kâl, iç-dış, fiil-dua bütünlüğü ve birliği içinde olmalıdır. Zaten vücudumuzda bir rahatsızlık ve hastalık hisset*tiğimizde doktora gitmemiz, ilaç kullanmamız birer fiilî duadır. Arkasından şifayı verecek olan Cenâb-ı Hakk'a el açıp şifa dile*memiz de kavlî duadır...

c) Nezd-i uluhiyet'te makbul kimselerin duası alınmalıdır. Nitekim Efendimiz'e (sav) bu şekilde rahatsız bir çocuk getirildi. Efendimiz (hafifçe) vurup "çık ey Allah'ın düşmanı"buyurdu. Sonra çocuğun yüzünü yıkadı ve dua etti. Neticede çocukta hiçbir şey kalmamıştı. Biz de böyle hüsn-ü zannımız olan kim*selere müracaat eder, onlardan dua diler ve "İnşaattan Ce*nâb-ı Hakk şifa verir" deriz.[11]

Mü'minin duası hususiyle bizahril-gayb yani arkasından olursa makbuldür. Bu mevzuda itirazcı ise yukarıdaki rivayeti zikrederek şöyle sormakta: "Çocuk iyileşmiş miydi? "Bir sav olmaktan ileri gitmiyor kuşkusuz."

Öncelikle, rivayetin içinde çocuğun iyileştiği açık ve sarih olarak belirtiliyor. Eğer inanmıyorsa çocuğun iyileşmediğine dair delillerin ortaya çıkarılması gerekir. Acaba bir haberin ve*ya hadisenin doğru olup olmadığının anlaşılması için; mutlaka o hadiseye itirazcının şahid olması mı icab eder?

d) İnançlı psikiyatrist ve hekimlere gidilmelidir. Yani ma*teryalist ve inkarcı olmayan ve âli ve habis ruhlara, cinlere ve tesirlerine inanan ehil psikiyatrist ve hekimlere gidilmelidir.

e) İstiaze, Ayete'l-Kürsî, Muavvizeteyn (Felak ve Nâs Sûre*leri) vb. dualar okunmalıdır. Çünkü bunlar Efendimiz (sav) tara*fından bizzat tavsiye edilmiştir. Daha başka dualarıhem de muhtelif sayılarda okunmasını tavsiye edenler var.[12]

- Dualarla cinlerden ve habis ruhlardan kurtulanlara yakın tarihimizden misaller.

a) Yakınlarımdan birinin yüzü felç oldu, bir hafta Kaside-i Bürde'yi okudum Allah (cc) 'in izniyle şifa buldu.

b) Çok sevdiğim 10-15 senelik bir arkadaşımın hanımında evlenir evlenmez trans hali gelmeye başladı. Kaskatı kesilip dö*nüyor ve "geldiler" diyordu. Gitmedikleri doktor kalmadı. Prof. Ayhan Songar bir sene meşgul oldu. Sonra Allah (cc) baş*ka bir yerden kapı açtı. Arızalı ve malûl kimselere okuyan iki yüksek okul bitirmiş bir ****efendi bir ay gelip bu kadına oku*du. Bizzat kendim de gittim ve Ashab-ı Bedr'in isimlerini de ya*nımda götürdüm. Ben daha merdivenlerden çıkarken kadın ba*ğırmaya başladı. Ben içeriye girmeye lüzum görmedim. "Bizim iş tuttu" dedim ve Ashab-ı Bedr'in isimleri bulunan ka*ğıdı arkadaşa verdim. Arkadaş götürüp kağıdı kadının üstüne bırakıverdi. Aşağıya sesi gelen kadın şöyle diyordu: "Niye kaçı*yorsunuz? Hz. Hamza geldi diye kaçıyorsunuz değil mi?" Bütün bunları nasıl izah eder ve hangi maddî sebebe bağlarsı*nız.

Şimdi kadın tamamen iyileşmiş durumdadır.[13]


SONUÇ

Sihir-büyü gerçektir ve yapılabilir, yani büyünün tesiri mümkün ve vakidir. Ancak, başkasına büyü yapıp kötülük et*mek, karı-kocayı birbirinden ayırmak, bu yolla insanları birbiri*ne düşürmek, tutsun tutmasın bu mevzuda gayret sarfetmek, (yapmak ve yaptırmak) yapana da yaptırana da yardımcıol*mak katiyyen haram ve günahtır; helâl itikad ederek yapmak ve yaptırmak da küfürdür, insanı kafir yapar. Fakat birisi ger*çekten cinlere veya büyüye maruz kalmışda ızdırap çekiyorsa, okumakla onu bu ızdıraptan kurtarmak herhalde sevaptır. Şu kadar ki, bu mesele bir meslek, meşgale ve iş haline getirilme*melidir. Zira hadis ve sünnette bu meselenin yerini göremiyo*ruz. Efendimiz (sav) cinlerle görüşmesine görüşmüştür ama, bu onun nübüvvet vazifesi çerçevesinde olup, onların da peygam*beri olduğundandır. Efendimiz (sav) kendilerine İslâmiyet'i tebliğ etmiş biatlarını almış ve yapmaları gereken mükellefiyetleri bil*dirmiştir. Bunun dışında, cinlerle nasıl irtibat kurulur, onlar na*sıl çalıştırılır, büyü nasıl yapılır ve bozulur, bu mevzularla hiç uğraşmamıştır. Efendimiz (sav)'in nurlu beyanlarında da bu mevzuyla ilgili herhangi bir şey görmüyoruz. Fakat, onların yaklaş*ma noktalarını, zararlarını ve habislerinden kurtulma yollarını talim etmiştir. Şu kadar ki, umumî manada ümmetin bu mese*lelerle uğraşması tasvip edilmese dahi belli kuvvete, ruh gücü*ne ve kabiliyetine sahip olan ve manaya gözleri açık bulunan zevatın cinleri hayır istikametinde kullanmasında herhalde bir mahzur olmasa gerektir. Nitekim Süleyman (as) bunu yapmıştır.

alıntıdır
sevgiler
nurcann isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 30-11-11, 02:24   #2 (permalink)
TECRÜBELİ ÜYE
 
Üyelik tarihi: 16-11-11
Mesajlar: 1.528
Konular: 0
birkul is on a distinguished road
Standart

faydalı bir konu teşekkür ederiz emeğinize sağlık
birkul isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Okunmamış 30-11-11, 03:36   #3 (permalink)
TECRÜBELİ ÜYE
 
Üyelik tarihi: 19-11-11
Mesajlar: 1.534
Konular: 0
varol is on a distinguished road
Standart

teşekkürler elinize sağlık site ve konular çok faydalı
varol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Okunmamış 30-11-11, 04:34   #4 (permalink)
ÖZEL ÜYE
 
nurcann - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16-08-11
Mesajlar: 4.222
Konular: 1644
nurcann is on a distinguished road
Standart

ben teşekkür ederim arkadaşlar güzel yorumlarınız için
nurcann isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
nurcann

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 21:41.


Powered by vBulletin® Version kapalı
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir.5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp,yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımları iletişim bölümünden bizlere bildirebilirsiniz
Dilek Duası Anroid Uygulaması
Dilek Duası Chrome Uygulaması